Giderek azaldık. Gözümü kalabalık bir aileye açtım. Anneanne, dede, ebeveynlerim ve dayılar, teyzem, eşleri, çocukları. Hep beraber yemek yemek bir ritüel gibiydi.

Maden ocağının dibinde

Hava yok, ışık yok

Besin yok, karın yok

Oğlun bile yok

Bir sen varsın direnen....

Eğitim hayatında bizim zamanımızda müfredat standart diye tabir edilen bir dolu dersten ibaretti. Ülke içinde yer değiştirirken değişik sınıflarda değişik dersler aldım. Aldık, o yörede -mesela 6. ve 7. ci sınıflarda Sarıkamış' ta Tarım Dersi vardı.

 Bir insana bağlanmak. Sanki ezelden bu dünyaya onu tanımak için gelmiş gibi hissetmek. Vazgeçilmez olduğunu zorla da olsa hissettirmek, ki amaç vazgeçilmemek. Bencilce, tavrım dışı olsa da kimilerince nobranca, kimilerine göre zaaf kimilerine göre ise Peter Pan mucizesi. Türkiye’de, olmadı İstanbul özelinde onca insanla karşılaşıyoruz.

 Hayatın anlamını ararken biriktirdiğimiz en önemli "şey" arkadaşlar öyle değil mi?

Şunca yıldır geriye baktığımda ve ileriye bakmaya çalıştığımda hep güzel anılar ve güzel dileklerle avutuyorum kendimi.

 41 yaş, dile kolay. Zırıl zırıl duygulanmayacağımı bilsem albümleri açıp fotograflara bakasım var. Hediyeler, mesajlar için herkese teşekkür ettim etmeye de devam ediyorum. Bununla birlikte, asıl beklediğim hediye komşum Nurgül Teyzemin biricik oğlu Ufuk' tan iyi haberler almaya devam etmek.