Eğitim hayatında bizim zamanımızda müfredat standart diye tabir edilen bir dolu dersten ibaretti. Ülke içinde yer değiştirirken değişik sınıflarda değişik dersler aldım. Aldık, o yörede -mesela 6. ve 7. ci sınıflarda Sarıkamış' ta Tarım Dersi vardı.

Hatırladıklarım:Ocaklama, gübreleme, sebze çeşitleri, yetiştirme şekilleri, şeffaf tüplerde hazırladığımız baklagil ve tohum ödevleri. Yine de birşeyler hatırlıyorum. Onca zamandan sonra. Yabancı dil derslerimiz ya boş geçerdi ya da şansına bizim okulumuza tayin edilen öğretmenler tarafından verilirdi.

Özellikle lisede yabancı dil derslerinde dönem dönem bahçede zaman geçirdiğimizi hatırlıyorum, Ümraniye Lisesi' nde çünkü yabancı dil - İngilizce- öğretmenlerinin atamasında bizim dönemimize özel bir "aksaklık" vardı sanırım. Beden Eğitimi derslerini Sanat Tarihi öğretmenlerimizin verdiğini hatırlıyorum. Yine de hakkını verirlerdi çünkü öyle yetişmişlerdi.

Hepsini saygıyla anıyorum. Ümraniye Lisesi' ndeki pek çok öğretmenimin arasından Edebiyat Öğretmenimiz Bayram Eraslan'ın cesaretlendirmesini pek çok öğretmende görmedim. Matematik zaten her zaman problemdi benim için ben de Fen - Matematik Bölümü yerine Sosyal Bilimler ve Edebiyat Bölümü' nü seçmiştim. Felsefe - Mantık - Psikoloji grubu dersleri bana çok şey öğretti. Mantık dersi oyun gibiydi.

Dönemin çok ötesinde öğretmenlerimiz vardı Ahmet Bey ve Mikail ( Kını ) Bey. Onların sayesinde zaten ilk ve ortaokul boyunca babamın kütüphanesinden okuduğum yerli ve yabancı külliyattan Frankfurt Okulu gibi ekollere merak salan bir öğrenci haline geldim. Meydan Larousse' ta adının geçtiğini hatırladığım rahmetli Semahat Acuner ve etkili başka bir ressam diye bildiğim Burhan Bey' de sanata ilgimin sürmesini sağlamıştı. Semahat Hanım vefat edince odasında sakladığı, bulundurduğu nice kaynağın akıbetini merak etmiştim.

Rivayete göre bahçeye yığmışlardı. Hala o rivayete inanmak istemiyorum. Semahat Hanım kardeşimin Ulusal bir resim yarışmasında mansiyon almasına yol açma derecesinde resme yetenekli farklı bakan çocukları kolay ayırt ederdi. Hala yaptığım Atatürk Portresi' ni görünce bana hem de o gün tam da o derste Mehmet Akif Ersoy' un portresini yaptırdığını hatırlıyorum. Hem de büyük bir zevk ve özlemle.

Anneciğim, umarım o resimler senin elindedir çünkü taşınmalar sırasında şu anda gözümde canlandırsam bile kaybolmuşsa çocukluğum, yeğenlerime - özellikle Defne'ye geçtiğini sandığım -aslında belki de var olduğunu sandığım - yeteneğimden herhangi bir anı veya iz kalmamış demektir. Meslek seçimi konusunda 5. sınıfa dek öğretmenlik diye tutturduğumu hatırlıyorum. Sonra Pedagoji' nin varlığını fark etmiştim. Yabancı dile ruhen meyilliydim ancak o zamanki yetersiz eğitim sisteminden nasiplenmişliğim söz konusuydu. Cür' et edemediğimi hatırlıyorum. Hayal gücü yüksek bir çocuktum büyürken ! de bu hayal gücü etkisini sürdürdü.

Resme ve felsefe mantık derslerine ilgimden bahsetmiştim. Sevmeyerek hatırladığım tek öğretmen Horkheimer' ın "Akıl Tutulması" kitabına sarılmışken birşey danışma hatasını yaptığım Rehberlik ve Psikoloji " uzmanı" diye görevlendirilen bir "öğretmenimiz" di. Kendisi aileme okumadığım kitapları okuduğumu söylediğimi büyük bir hevesle beyan edince - anlama çabasının eksikliği ve empati ve o zaman her neden etkilendiyse - inanılmaz bir şekilde okuma sürecime büyük bir sekte vuran kişiyi hatırlamak bile diğer öğretmenlerime haksızlık aslında. Babamın kütüphanesindeki Türk, Fransız, Rus Romanları' nın ardından dayımın kütüphanesindeki Sanat Tarihi ve Felsefe kitaplarıyla çevrelenmişliğimi araştırma gereği dahi duymamıştı.

Neden bunları yazdım? Hayal gücü yüksek çocuklar artık farklı değerlendiriliyor. Performans ödevleri bazen - duyumlarıma göre - ailelerin üstüne kalsa da çocukların yeteneğini ve eğilimlerini öne çıkartıyor. Yeğenimin; yüzme, bale, piyano, tiyatro dersleri var.. En sevdiğim komşularımdan birinin oğlu da piyano ile haşır neşir ve uzay kampına gitmek, müzeleri gezmek, öğretici okul gezileri gibi imkanlar pek çok çocuğa Devlet okullarında çokça özveriyle, özel okullarda da müfredatla birleştirdikleri ve aileyle çocuğun tercihine bıraktıkları etkinlikler.

Ne çok kuşak farkı var düşününce. Ne çok anlayış ayrımı var. Çocuklarımızı ya da çocuklarımız denli çok sevdiğimiz yeğenlerimizi, komşumuzun çocuklarını takdir etmek te özel bir his. Bu özel hissi anneme ve babama ne denli yaşatabildim bilmiyorum ama ben kendi çapımda yaşıyorum. İmreniyorum. Yine de eğitim politikasındaki hataları da görmezden gelemiyorum. Bunlarla mücadele eden ve bunlara rağmen evlatlarının geleceği için umutlu aileleri kucaklıyorum. Bu arada ülkemizin ulaşılmaz görülen ve nedense çokça ulaşıl-a-mayan yerlerinde nice öğrencinin hala yeterli kaynaklardan mahrum kaldığını da okuyorum, duyuyorum.

Kitap kampanyaları düzenleniyor. Kimi okullarda tabletler ve diğer araçlarla ders görebilen çocukların yanısıra iklim, mesafe gibi koşulların zorlamasıyla baş etmeye çalışan öğretmenlerin yetiştirdiği genç hayaller var biliyorum. Bu hayallere daha çok eğilinmesini istiyorum. Hayalleri gerçekleşen her çocukta, kendi umutlarımı görüyorum. Çocuğum yok tabii, bununla birlikte bu hususta umutlanmaktan kendimi alamıyorum. Yeğenlerimin, Çiğdem' in oğlu Bilge' nin ve nicelerinin deneme tahtası yerine değil de gelecek umudu diye görüldüğü net bir eğitim sistemi hayal ediyorum. Eğitimde fırsat eşitliğinin gerçekten yerleşikleştiğini okumak ve örneklerini görmek istiyorum.

Sınav sistemlerinin ya da sınavların gölge oyunu gibi perdenin arkasındakiler tarafından sürekli kendilerince gereklilik ancak bana göre negatif doğaçlama şeklinde iktidarların ya da zümrelerin hevesine göre şekillendirildiği bir eğitim bulmacasının çözülmesini umuyorum. Ailelerin kendilerini daha rahat ve çocuklarını daha güvende hissettikleri, bulabildikleri, geleceğin Devlet ve Halk' ın ortak eğilimiyle, uzlaşıyla şekillendiği bir eğitim istiyorum. Yalnız mıyım bu hususta? Bilmiyorum. Sanmıyorum. Siz, anne ve babalar inanırsanız ve inat ederseniz çevremde severek izlediğim örnekler gibi şöyle seslenebilirsiniz, "Eğitimin ayarlarıyla, çocuğumuzun geleceğiyle, bizim hayallerimizle, ülkenin geleceğiyle oynamayın" diyebilirsiniz, nedense bunu çok güçlü bir şekilde hissediyorum hatta biliyorum.

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile