Giderek azaldık. Gözümü kalabalık bir aileye açtım. Anneanne, dede, ebeveynlerim ve dayılar, teyzem, eşleri, çocukları. Hep beraber yemek yemek bir ritüel gibiydi.

Hem de çok zevkli bir ritüel. Anneannem yemek konusunda bir dâhiydi. O’ndan anneme ve teyzeme geçen yetenek, bana geçmemiş, baştan söyleyeyim. En çok komposto ve pilav kokusunu özledim. Neyse, yemeklerden bahsetmeyelim.

Şu anda hepimizi annem sırtlamış durumda. Torunlarını, benim yemek tarifi sorularımı, ve daha bir çok şeyi. Allah ömrünü bol etsin. Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ nü en çok hak edenlerden biri annem. Bu konuda pek çok anneyle birincilik kürsüsünü paylaşıyor benim gözümde.

Bizim toplumumuzda anne olmak; hem çocuklardan, hem ev işlerinden, ev bütçesinden, çevreyle ilişkilerden herşeyden sorumlu addedilmek demek. Annem kariyer yapmadı ama pek çok kariyer insanından daha çok şey biliyor, bizi idare etmeyi başarabildiğine göre, bu hususta oldukça da başarılı.

Ülke geneline baktığımda. Garip ve kerameti kendinden menkul fetvalar veya fetva gibi konuşmalar yüzünden giderek artan baskı yöntemleriyle kadınlar aslında cenderede. Çalışan kadınlar erkeklerle aynı işte aynı parayı kazanmıyorlar çokça.

Bir nefes almak için şöyle tek başına dışarı çıkıldığında ne yapması gerektiğiyle ilgili geri kalmışlıkla bile ifade edilemeyecek söylemler var.

Cennet ayaklarının altında, buna karşın ironik bir şekilde erkekler tarafından istismar edilen, şiddet gören ve canına kastedilen kadınların sayısı gittikçe arttı ve artmaya devam ediyor. Bu ülkede kadının can güvenliği, bireysel özgürlüğü ipoteklenmiş durumda.

Garantide değil. Erkeklerin, erkek söylemlerinin, Ataerkil geleneklerinin yansıması çokça. Ve nedense bazı kadınlar bu yansımaları kucaklayıp hayatlarını bunlara göre düzenliyorlar. Bunu aklım almıyor.

Örnekleme yaparsam ayrımcılıkla itham edilebilirim, o derece. Bizim ailede Çerkes kökenli Erzurumlu anneannemden bayrağı annem devraldı.

Bizi yetiştirmek için sarfettiği çabaya saygı duymayanlar bir şekilde hayatımızdan uzaklaştı ki çok şükür, öyle insanların zaten “yardım” çabaları bile lafta.

Ben herhangi bir şey devralmış değilim. Annemle babamın kütüphaneleri, okuma isteğime karşı çıkmamaları beni şanslı kıldı. Bunun için şükrediyorum. Pek çok insanın yeni karşılaştığı kitapları ve yazarları onlar sayesinde daha çok erken yaşlarda keşfettim. Aynı olanakların sağlan-a- madığı kız çocukları da var, hala var.

Bir komşum benimle aynı dalda bir okulu kazandığı halde gönderilmediğini anlattığında hayatındaki çelişkileri daha iyi anladım. Çok çelişki var yaşantımızda. Ayıklamak için çok çaba sarfediyoruz. Ayıklamak için sevdiklerimize güveniyoruz.

Öncelikle kendimize güvenmemiz gerektiğini unutuyoruz, bunu unutturan cendereler, nutuklar, tuhaf saptamalar her gün mücadelelerimize yeni bir sekte vuruyor.

Hem ülkeyi, hem de geleneksel itkilerle hayatımızı yönetmeye çalışanların bu mücadelelere, kadınlara, BİZE daha duyarlı davrandığı günler hayal ediyorum.

Yani hala mucizeler beklemeye devam ediyorum Sevmeyi, yaşamayı, paylaşmayı bilen kadın – erkek herkese mucizelere inanmalarını söylüyorum Ne denli çok inanırsanız, o denli çok ilham alırsınız hayattan ve ilham, çok şey demek.

Güzellemelerle, huzurla, güvenle dolu günler dileğiyle.

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile