Bugün çok özel ve anlamlı bir gündü. Yüz sene önceki olağanüstü zaferimizi kutladık, çok değerli aziz şehitlerimizi saygıyla andık.

Özellikle TGB ve TLB nin büyük bir özenle hazırladıkları yürüyüş ve kutlamalar beni çok etkiledi. Gerek Sosyal Medyayı gerek se Gazete ve TV kanallarını çok büyük bir dikkatle takip ettim.

Zaferin 100. Yılına yakışan bir kutlama oldu diyebilirim. Ancak devlet erkanının Atatürk'den bahsetmeden bir kutlama yapması eskilerin tabiri ile abesle iştigal oldu. Bu bahsedilen Büyük Türkiye hedef 2023 ün ne olduğunun ya da oldurulmak istendiğinin bir deklarasyonudur ve artık futursuzlukda sınır kalmamıştır. Lafa bakınca herkes; tüm partiler,iktidar,muhalefet hepsi çok vatansever. Bir kısım dindar kesimde her geçen gün artan bir Atatürk düşmanlığı var. Bir kısım laik kesimde ise akıl almaz bir din düşmanlığı.

Oysa tüm insanlar, düşüncesinde,dini inancında hür ve serbesttir. Ancak bu kavram kargaşası açık açık konuşulup halledilmesse durum giderek daha kötüye gidecek.

Hem dindar,hem laik ve Atatürkçü olan bir sürü insan var bu ülkede. Bir sürü de Ateist insan var ki, aralarından bazıları bir çok dindar kişiden çok daha iyi kalpli ve vicdanlı. Maalesef bir çok kişi Ataist (Tanrı varlığını hayal ürünü bulan kişi) olmakla Atatürk'ü , her iki kelime de Ata diye başladığı için olsa gerek özdeşleştiriyor:) .

Atatürk Ateist değidi,inançlı biri olduğu bir çok kaynakdan ispat edilebilir. Öyle de olabilirdi, bu onun değerini değiştirmezdi. Bu ülkede inançlı olmanın,mümin olmanın artı bir değer gibi algılanması çok saçma.İnançlı olmak ya da olmamak bir erdem değil,bir seçimdir.

Biz bu coğrafyada her geçen gün artan bir kinle birbirimizi yerken, zaman zaman gündemin dışına çıkmak için başka ülkelerin T V programlarını izliyorum. Mesela bugün Hollanda da uyuşturucu bağımlıları için bir tür bakımevi-huzurevi açıldığını gördüm.

Çok uzun yıllardır bağımlı olup,bu beladan kendilerini kurtaramayanlar için devlet bir çare aramış. Sokaklarda çok kötü koşullarda yaşayacaklarına artık oraya sığınacaklar.

Bir de eşcinsellerin sorunlarından bahseden bir program izledim. Yöneticilerin asli görevlerinin insanların mutluluğunu sağlamak olduğu içselleştirildiği için, onların da sorunlarına değiniliyor.Onlar da aşık oluyor, onlar da anne-baba olmak istiyor,açık açık dertlerini anlatıyorlar. Derken bir Fransız kanalında en büyüğü 30 metrekare olan evlerle ilgili bilgiler verildi. Bu küçücük sevimli evlerde nasıl daha konforlu ve ekonomik yaşanılabilir diye inanılmaz kafa yorulmuş ve süper çözümler bulunmuş.

Gelişmiş ülkelerde yöneticiler kafalarında olmasını istedikleri insan tipini oluşturmaya çalışmıyorlar. Gerek genleri gerek se sosyo-kültürel çevrelerinden etkilenerek oluşan farklı kişilik özelliklerindeki insanları birleştirmeye çabalıyorlar. Hem 'Yaradılanı severim Yaradandan ötürü' deyip hem de ayrımcılık yapmadan, yargılamadan toparlayan olmaya çalışıyorlar. Tıpkı ateist,eşcinsel,şizofren çocuklarını oldukları gibi kucaklayıp seven; onları topluma kazandırmak isteyen ebeveynler gibi...  

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile