Hepimiz biliriz, hicri takvimin Muharrem ayında aşure pişirilir ve mümkün olduğunca çok kişiye dağıtılır, bolluk bereket olsun diye.

Muharrem ayının aşure dağıtılan ilk Cuma günüydü, her gün çocukları okula götürürken önünden geçtiğimiz semtimizin camiinde aşure dağıtıldığını gördük. Kızları okula bırakıp dönerken biz de birer tane alalım niyetiyle avluya girdik.

Aslında mutlu olmak bizim elimizde. Yaşamı nasıl gördüğümüzdür mutluluk.

Mutlu olmak için paraya mı ihtiyacımız var? Bazılarımız öyle düşünür, “parasız saadet olmaz” derler.

Daha dün kollarımdaydın. Bana geldiğin ilk gün, seni gördüğüm anda gamzelerine bayıldım. Tombik yanaklarının ortalarındaki çukurlar, esnerken belli olmuştu ilk. Sonra, üzerindekileri çıkardım, her tarafını inceledim santim santim. Zaten hepi topu 50-55 cm, 3.5 kilo bir şeydin kucağıma geldiğinde.

Zor da olsa, hayırlısıyla bitirdik Ramazan-ı Şerifimizi bu yıl da. "Sıcakla mı, susuzlukla mı, açlıkla mı mücadele edelim" derken şeker bayramımızı idrak ettik sonunda.

Bayram yaza gelmeye başladığından beri, hepimizde tatil hazırlığı, telaşı var. Hiç kimse "bayram için dolma sarayım, baklava açayım" demiyor haklı olarak. Çünkü, gençler tatile gidince, büyüklerin elini öpmeye gelecek kimse yok.

Son zamanlarda bir moda var, “Yaşam Koçluğu”. İnsanlar hayatlarının nasıl idame ettireceklerini başkasına soruyorlar! Günde kaç öğün ne yenilecek?

İşe, toplantıya, spora giderken ne giyilecek? Ne vakit, nasıl spor yapılacak? Hele bazıları olayı iyice abartmışlar; koçu yemeğini kaldığı yere getirmiş, sonra da yedirmiştir herhalde. E tabii, yoğunluktan, günlük hayatın koşuşturmasından yemeğe vakit bulamamıştır insancık…

Saatlerin ileri alınmasıyla birlikte, gündüzler uzadı artık. Hava ılık, balkonumu temizledim, oturabiliyoruz artık, masada kahvelerimizi içerek. Sardunyalarımı budadım, minik minik yeni filizler vermeye başladılar bile. Pembe sümbüllerim ikinci sürgünlerini verdiler, mis gibi kokuttular balkonumuzu. Tabiat uyanıyor baharla birlikte, biz de içimizdeki yaşama sevinci ile bir yerlere sığamıyoruz. Kah tango, disco yapıyoruz, kah “off heryerim ağrıyor” diye yatacak yer arıyoruz. Manik-depresif hallerimiz var. Olsun, onlar geçecek; yazın gelişiyle birlikte geçecek!