Aslında biliyorduk, zor bir süreç olacağını, ailece hepimiz için sancılı geçeceğini. 

Artık gün saymaya başlamıştık, Eylül ayının başından itibaren. Sonunda o gün geldi çattı.

OKULLAR AÇILDI.

Ana sınıfına başlayan kızımla beraber, tuttuk okulun yolunu.

İlk gün, hep beraber sınıfa girdik, bütün veliler, öğretmenimizle tanıştık; iyi, güzel.

Gelgelelim, ikinci gün,  bir saatlik dersi dışarıda okulun merdivenlerinde ağlayarak geçirdik.

Önce gelincikleri gördüm.

Kırmızı toplar gibi, henüz yaz güneşiyle kavrulmamış yeşil boşlukta salınıyorlardı.

Tül yapraklarının sabah rüzgarında bir hayal gibi uçuşmasını seyrettim dakikalarca.

Sonra, uzanıp dokundum.

Öyle özlemiş ve unutmuşum ki...

Doğru ya, gelinciklerin tül inceliğindeki yapraklarına dokunduğumuzda, kırmızı yaprak buruşup parmak uçlarımıza yapışırdı; küçükken.

O zamanlar, dizlerimizdeki yaraların kabuğuyla oynadığımız zamanlar yani; biliyorduk bunu.

Peki neden unuttuk?

O kadardı gerçekten.

Bir avuç...

Hepsi o...

Ne yaparsam yapayım, artmayan, çoğalmayan.

Artamayan, çoğalamayan...

Çocukluk anılarım, masal diye dinlediğim "an"lar, anlamını bilmediğim kelimeler, tadı sanki ve mutlaka sadece bizim aileye özel yemekler, kimilerinin komik bulduğu adetler, sarısı her şeyden fazla fotoğraflar, kırık ve titrek bir Türkçe'de can bulan RUMELİ hatiraları.

Ah benim en sevdiğim yanım.

Yarım, kanım.

Rumeli tarafım.

30
Dec

Bazen herşey soru sormakla başlıyor.
Huzur da, huzursuzluk da...
Öyle, durup dururken gözlerinin önünden akıp giden bir cümle ile aklı karışıyor insanın.
En azından bana öyle oluyor.

Dün akşam, tam uyumak üzereyken okuduğum bir öykü vardı; uykumu çaldı, aldı.
Aynı minik öyküyle başladım güne, ardından bir sürü soru sordum kendime.
Benim huzurum kaçınca, doğrusu seninkine göz diktim içten içe.

S’yi sonsuzluktan almıştım.
E’yi erdemden...
N’yi naz ödünç vermişti,
İ, içimden geldiği gibi, öylece yerleşivermişti yüreğime...

Bense bekliyorum.
Şaşkınım çünkü.
Ne yapacağımı bilmeden öylece, yerime mıhlanmış, duruyorum. Kımıldamıyorum, kımıldamayı düşünmüyorum bile; dedim ya bekliyorum diye.
Bilmediğim bir yerlerde bir tılsım gizli besbelli; o yok olmasın diye bu ürkek, korkak, tereddütlü halim, sonu gelmeyen beklemelerim.

30
Dec

Biliyorum kızgınsın.
Kırgınsın.
Söylemek istemediğin sözler dilinin ucunda. Hani biraz tutmayıp bıraksan kendini, hepsini yüzüme vuracaksın.
Zor duruyorsun.
Kibarlığından.
Ya da doğru kelimeleri arıyorsun hâlâ… Yok, boşuna arama.
Sevginin arkasında bıraktığın her hece kaybolmuş sayılır…
Derin bir kuyuda onlar şimdi; ulaşılmaz, karanlık, dipsiz…
Bırak orda kalsınlar. Onlar çirkin.
Dokunsan elini, dilini yakarlar.
Canını acıtırlar.
Benim de…
Yüzünden, gözlerinden, dudaklarının titremesinden, bilmediğin bir melodiyi ıslığa dökme çabandan anlıyorum işte, kızgınsın…