1998`in Temmuz ayıydı. Mayısta düğün yapmış, Temmuzda da 2000 kişilik bir gençlik kampında cümbür cemat balayı yapmıştık Düşününce hayli komik geliyor. Hep çok sosyal yaşadık da yaş 40 olunca en azından o ilk birlikte geçireceğimiz tatili başkaları buna balayı diyor ya, onu iki kişilik planlayabilirdik. O yaz gölgede 50 dereceyi buluyordu sıcaklık. Kim hangi ağacın altında boş bir döşek bulsa yarı baygın, tavuk gibi bir kenara büzüşüveriyordu.

Hep bir yanım klasik kalmıştır. Evlendiğim adamı sevdiklerim tanısın kaynaşsın istedim. Tüm sülaleyi tek tek gezip, bakın bu benim eşim, dedim. Herkes sevdi, hemen kaynaştı. Sülalem diye demiyorum ama onların yüreğinde herkese yer vardır. Eşim de, beni Türkiye´deki akrabalarıyla tanıştırdı. Köylerine, Malatya´nın Küreciğine kadar gittik. E 5 Karayolu Kırşehir´de yaşarken Almanya´dan annemin babamın geleceği günlerde bizim adeta kamp yerimiz olurdu. İşte E 5 Karayolunun devamı Kemal Bey´in Kellalli´deki evinin önünden geçermiş. Onu da öğrendim. İbrahim Kaypakkaya´nın Kürecik Raporu´nu okuduğum zaman İletişim Fakültesi ikinci sınıf öğrencisiydim. Çok ilginç bulmuştum. Hala da bulurum. Yaşanan hiçbir şeyin tesadüflerden ibaret olmadığını biliyorum. Kader ağlarını örmeye başlamıştı yavaş yavaş..Aslen Kürecikli bir ailenin oğlu olan Kemal Beyimizle Almanya´da üniversite kantininde karşılaşmıştık))

Büyük oğlumun 2,5 yasındayken sorduğu „Anne beni kim getirdi?! Anne babamı nerde buldun?“ sorularına verdiğim yanıt kadar eğlenceliydi hayat o zamanlar. Seni meleklerden aldım küçüğüm, babanı da kantinde kızın biri düşürmüştü, ben buldum! „

Eşimin yakınlarıyla da kaynaştık, sevdik sevildik. Özellikle tanışmamı istediği biri vardı. Kendisinin çok değer verdiği, küçük dev adamı tanımamı çok istiyordu. Bu küçük dev adam ailenin Herkülüydü. Gerçekten de küçük ama çok güçlü biri olduğu için ona Herkül adını takmışlardı. Herkül bir devrimciydi. Yani dava adamı. Kimse onun devrimciliğini sorgulamıyordu, çizgisini, ne istediğini doğru dürst tartışan ya da eleştiren yoktu. Anlatılanlar bir efsane tadındaydı. Herkül çok iyi bir insandı. İyi yürekliydi, çok dürüsttü, herkesin iyi yaşamasını istiyordu. Gayri safi milli hasılanın adil bir şekilde paylaşılmasından yanaydı, diyebiliriz kabaca.

Yapmış bir şeyler , „yasaları ihlal etmiş“, yargılanmış, hapse konulmuş. Biz tatildeyken de Burdur Kapalı Cezaevindeydi. Antalya´dan bindik otobüse Burdur´a vardık. Görüş için adlarımızı verdik askere. İceri ne verebileceğimizi sorduk. Herkül daha önce yakınlarından iç çamaşırı ve çorap istemişti tabi bir de sigara. Bütün koğuşa yetecek kadar pide yaptırdık, sıcak sıcak aldılar içeriye. Koğuşta komün kurmuşlar, kimin yakını ne getirirse paylaşıyorlarmış. Görüşe çıkan koguş arkadaşları tek tek selamlayıp teşekkür etti. Herkül benimle tanıştığına çok sevinmişti, ben de onunla tanıştığıma. İyi yürekliydi o zamanlar açlık grevine yattığında kaybettiğı gözü, herşeye rağmen yaşama sevinciyle pırıl pırıl ışık saçıyordu.

Evet Herkül de Türkiye´deki cesitli hapishanelerde ölüm orucuna yatmış pekçok mahkumdan biriydi o zamanlar. 683 kişi diye geçiyor resmi haber ajansları açlık grevinde olanları. İçlerinden birinin durumu  hayli ağırmış.1996 daki, 2000 deki açlık grevlerini ve ölümleri hatırlıyorum. Bir o kadar da sağlığını yitirenleri, bir daha asla normal bir hayat süremeyenleri. Çok acı…Düşünüyorum da hapisteki bir insanın canından başka nesi olabilir pazarlık konusu yapabileceği. Oysa yeryüzündeki bütün anayasalarda en önemli madde her insanın yaşama hakkı olduğu yazılıyken!!

Bugün Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Almanya Başbakanı Merkel ile yaptığı görüşmenin ardından bir basın toplantısı düzenledi.. Bir dizi soruya yanıt verdi başbakan Erdoğan. Ama bir soruya hayli iyi hazırlanmıştı. ÖLÜM ORUCLARI!!!!! Gazetecinin biri ama Türkiye kökenli değildi bu gazeteci, bizim Avrupalı muhabirler incitmek, istemediler başbakanı ne de olsa misafirdi kendileri…Başbakan Erdoğan ölüm orucu yok dedi, sadece bir kişi ölüm orucunda dedi, cebinden bir kart çıkariı Ahmet Türk´ün kiminle nerede kuzu kebap yediğinden bahsetti. Acaba diyorum sayın Erdoğan ölüm orucundaki resmi rakamlara göre 683 mahkumdan sadece birinin durumunun hayli vahim olduğunu mu söylemek istedi de ben yanlış anladım…

Anneyim, iki evladim var. Analar ağlamasın demekten başka söyleyecek söz bulamıyorum; tek cümle ama tek de çözüm sanırım..İNSAF diyorum…

saygilarimla

DEVRİM ERCAN BOZAY

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile