Düzenli olarak görüştüğüm bir dostum var. Onunla sohbet etmek bir ayrı iyi geliyor bana. Dost gibi dost. Yanimda yer alırken dahi acaba bir yerlerde eksiğim olabilir mi, Düşmana taviz veren, saldırılara açık bir pencerem var mı? diye dörtgözle kolaçan ediyor etrafımı. Bütün sırlarımı biliyor. Beni benden iyi tanımaya başladığı konusunda da şüphelerim var!

Birlikte kahkahalarla güldüğümüz de oluyor, gözlerimiz dolu dolu bakıştığımız da. İşte o randevularımızdan biri bugündü. Hava karamsar, depresif bir rüzgar esiyor. Çocukları anneannelerine bırakıp usulca tüydüm. Ufaklık arkamdan ağlasın istemedim. Ama büyüğe yakalandım. Balkondan aşağı "Devrimmmm, Devrimmmm, güle güle" diye bas bas bağırdı. Ta ki, ufaklık da parmaklarının üzerinde zıplaya zıplaya balkona gelinceye dek.

Kocaman bir öpücük yolladım ikisine de ayrı ayrı...Durağa doğru hızla ilerledim. Son günlerde acaba ben mi çok dinginim yoksa oturduğumuz semt mi boşalıyor, anlayamadığım bir sukut hakim mahallede. Anneme göre ekonomik kriz insanları öyle vurdu ki, kimsenin dışarı çıkası yok.

Uzun zamandır giymedeğim topuklu yarım botlarımı giydim bugün. Giydim giymesine de, tıkırtısından kendim rahatsız oldum. Ya da nehrin sol tarafi da hayli sakin bu yüzden ayakkabılarımın çıkardığı ses kulaklarımda davul sesi efekti yaratıyor. Köln sustu mu ne? İnsanlar nerede? Şehir nüfusu azalıyor mu? Neredesiniz ey ahali?! Diyesim geliyor, demiyorum. Öte yandan bu sükut huzur da veriyor.

Dostumla buluşuyoruz. Bendeki dinginliği o da fark ediyor. Yüzündeki ifadeden anlıyorum, üzülüyor. Olandan bitenden konuşuyoruz. En çok Ada´dan. Ada´ya bayılıyor. Onun maceralarını dinlemek pek hoşuna gidiyor. Sonra bir sonraki randevumuzu şimdiden kararlaştırıp ayrılıyoruz. Yine ayakkabılarımın tıkırtısı kulaklarımda. Kaldırimdaki bankta iki beyfendi oturuyor, biri koyu yeşil kadife takım giymiş, hayli şık, elinde kahvesi dergi karıştırıyor, diğeri biraz daha gençten başka bir beyfendi, kitabının içine gömülmüş, şimdi kainatın sırrını keşfedecek dersiniz, halini bir görseniz. Ayakkabılarımın tıkırtısıyla ikisi de aynı anda kafasını kaldırıp bana bakıyor. Utanıyorum verdiğim rahatsızlıktan dolayı. Bir daha bu ayakkabıyı giymemeliyim diyorum içimden ve özür dilercesine bakıyorum yüzlerine. "Günaydın", diyorlar gülümseyerek.
"Günaydın Köln" diyorum, içimden tabii, onlara sadece gülümsüyorum.

Sokaklar, inanılmaz sakin, durağa iniyorum, hemen banklarda oturan genç hamile kadın dikkatimi çekiyor. Çünkü elinde bira şişesiyle sızıp kalmış. Gidip sarsasım geliyor. Hamilesin sen hamile diyesim geliyor. Demiyorum. Burda kimse kimseye ne yapması gerektiğini söylemiyor. Sadece kendisine dokunan yılan olursa ses çıkarıyorlar. Başkasına dokunan yılanlar onları ırgalamıyor. Bakıyorum öylece bakıyorum. Sonra sızıp kalmış genç, sarışın, hamile kadının yanında bir yer boşalıyor, gidip oturuyorum. Sonra durağa indiğimde dikkatimi çeken başka bir kadın , sızmış genç kadına yaklaşıyor. Orta yaşlı, asosyal bir kadın imajı yaratıyor ilk bakışta. Sigarasını sarıyor, sırtında uzun siyah deri bir ceket. Ama, kendisinin vücut ölçülerine göre en az bir beden küçük. Genç kadına doğru eğiliyor "Natascha! Ah Natasha! Erkek arkadaşını ara. Neden burda uyuyorsun! Biliyorsun eğer imkanım olsa seni bana götürürdüm, yanında kalırdım ama mümkün değil işte!“ diye yüksek sesle yarı baygın kadınla konuşuyor. Arada bir elini öpüyor, saçını okşuyor.

Manzara öyle bir halde ki, bu iki kadının dost, hatta bacı kardeş olduğuna kalıbımı basarım. Sonra, yaşlıca olan kadın, yarı baygın kadının ceplerini karıştırmaya başlıyor. Yok çantanı şuraya koy, yok cebini düğmele, diyerek kadının her tarafını karıştırıyor. Bu hal beni tedirgin ettiği gibi, durakta bekleyen diğer yolcuları da tedirgin etmeye başlıyor. Bir kaç kişi bize doğru yaklaşmaya başlıyor. Ben olan bitenle alakam olmadığını vücut dilimle anlatıyor ve birden bire ayağa fırlayıp bu iki kadından uzaklaşıyorum. Ne olduğunu ise, zar zor anlayabiliyorum. O yarı baygın kadınla, emaneten aldığı ya da çaldığı deri ceketiyle, sahte sevgi gösterilerinde bulunan kadının birbirini tanımadığını fark ediyorum Yani o kadın, yarı baygın, kafayı çekmiş, uçan hamile kadını bir güzel hırsızlamıştı, hem de benim burnumun dibinde, gündüz gözüne, ulu orta...inanılır gibi değillll…aman dikkatttt..

Dostça kalın efendim

Devrim Ercan Bozay

 

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile