En çok okunan yazıların en çok dinlenen şarkıların teması ne tesadüftür ki AŞKtır. Aşk Leyla ile Mecnun olur, aşk Ferhat ile Şirin olur, Kerem ile Aslı olup çıkıverir karşımıza. Ve de yine ne tesadüftür ki kavuşamaz bu kahramanlar birbirine. Zaten kavuşsalar AŞK olmaz.

Yaşananları acı bibere çeviren ağzını dilini yakan işte bu kavuşamama püf noktasıdır. Avrupa’dan Asya’ya Kuzeyden Güneye bu hikayeleri ölümsüz kılan işte bu kavuşamama, o ya da bu nedenle yaşanan ayrılıklardır. Ya ölüm ayırır, ya da kötü bir adam veya bir kırgınlık hatta nedensiz ayrılıklardır aşkı aşk yapan şey.

Bilimsel bir makalede okumuştum en keskin uyuşturucu adrenalinmiş. Adrenalin damarlardan bir akmaya başladımı ne ağrı ne sızı kalırmış, ne korku ne efkar. Aşk ile adrenalin arasında da sıkı bir ilişkilenme sözkonusu imişşş. Bağımlılığın böylesine de pes doğrusu. Damarlarınızda dolaşan kendi imalatınız bir uyuşturucu. İşte bu adrenalin bir kez özel bir ‘insan’ için damarlarda dolaşmaya başladı mı vay haline, adına aşk denilen bu hormonel oyun kişiyi halüsinasyonlara itip, atıp tutarmış. Hele bir de az önce bahsettiğimiz kavuşamama işi de oyuna dahil olur da senaryo bu yönde gelişirse vay ki vay olayın kahramanlarına. 

Hissedilenin aşk mı nefret mi olduğunu anlamanın imkansızlaştığı gidip gelmeler, sızlanmalar, hayata tutunamamalar, hayata tutunmak için hep ona benzediği düşünülen kadın ya da adama sarılmalar. Sonra yatılan rüyadan bir kabus korkusuyla ayılmalar. Değil işte o değil..Aslı gibi değil hiçbir şey..Fakat işin asıl ilginç yanı ise; size dağları deldirtecek muhteremin kendisi de artık ‘o‘ değildir. Doğanın kanunudur değişmek...sen de değişmişsindir ‘O’ da. Delirten ardı ardına yaşanan kırık aşk hikayeleri. Aramalar, bulamamalar..Tenin vücuda dar geldiği anlar, nefesin kesilmesi yani patalojik aşklar... Hayatı hem o na hem kendine zehir etmeler. Aradığın o mu yoksa damarlarında dolaşan ADRENALİN mi?

Ya da aslında sende şekillenen bir sevgili özellikleri vardır ve ilk defa bu kalıp o kişinin üzerine oturmuştur. Ve sen özenle diktiğin o elbisenin sadece ona oturduğunu sanırsın?!! O na giydirdiğin elbiseyi başka kimseye oturtamıyorsundur. Belki de aslında sende şekillenen o ‘ideal aşk elbisesi’ başkalarına da yakışacaktır, şöyle sınırlarını, renk seçimini biraz genişletsen. Olabilir mi acaba? AHKAM mı kestim yine aşktan anlamayan, biraz fazlaca inatçı bir hatun olarak? Hımmm ne dersiniz???

İşin uzmanına danışmakta fayda var. Ama bu durumu artı bir değere dönüştüren kriz durumlarını iyi değerlendiren kişiler de mevcut elbette. En iyi yazarlar, en iyi yönetmenler, en iyi şairler, en iyi heykeltraşlar, en iyi ressamlar tüm en iyiler bu ‘aşk’ a tutulanlardan çıkmış. En iyi eserlerini bu aşıklar ‘aşk mı nefret mi’ duygularını birbirinden ayıramadıkları anlarda üretmişler.

Öyle ya da böyle herkes bu yoldan geçiyor...Aşkınızın ne size ne de sevdiklerinize zarar vermemesi dileklerimle..

Dostça kalınız...

 

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile