İsveç´in başkentinde genç kadınlar eylem yapmış. Anne babası İranlı olan,bu genç kadınlar Stockholm´ün en işlek caddelerinden birinde üstlerini çıkarıp vücudlarında yazılı „Hicaba hayır!“ sloganlarını göstermişler. Kadınların güzelliğine diyecek yok, elbette. Fıstık gibiler maşallah.

Protestolarını soyunarak, dans ederek dile getiren, daha soft eylem biçimleriyle karşılaşıyoruz çağımızda. Ya da sosyal paylaşım ağlarindan beğenip, beğenmiyoruz. Kadının vücudunun metalaştırıldığını ve her gün dünya genelinde bir milyar kadının şiddete tecavüze uğradığını gözönüne alacak olursak: “Aman ses çıkarsınlar da nasıl olursa olsun!“ diyesi geliyor insanın.

Solcu bir kadın hareketinin aktivistleri olan bu İranlı genç kadınlar, kendileri Avrupa´da bilimum haklara sahip iken annelerinin memleketi, babaannelerinin toprağı olan ülkeye üstlerini çırarak mesaj iletiyor. Göç toplumlarında böyle gençlere kökleri „x“ memleketine dayanan, transkültürel, hybrid kimlikli gençler de deniyor. Yani bu gençler, her iki kültürü bir bedende özümsemiş, kimlikler. Pekçok çatışmalardan geçip bu güne geldikleri için de hybrid olmayan yaşdaşlarına göre daha da güçlüler.

İranlı kadınlar her zaman ilgi odağımdı. En yakın kız arkadaşlarımdan ikisi İranlıydı. Onlardan öğrendim kadın olmanın zor; ama muhteşem olduğunu. Biri Kanada´ya yerleşti, diğeri ise artık yaşamıyor. Özellikle yaklaşık 15 yıl kanserle mücadele eden ve fakat kanserin karşılaşmayı 1-0 kazandığı arkadaşımla birlikte omuz omuza yürüttüğümüz mücadlemiz daha dün gibi tazeleğini koruyor bende. Uluslararası bir kadın hareketinin kuruluşunda aktif rol almıştık. Nasıl heyacanlıydık, ilk 8 Mart Emekçi Kadınlar etkinliğimiz ise hayli renkliydi. Ogünden bu güne onun memleketinde kadına yönelik yürütülen sert politikalara belki birkaçı daha eklendi. Ama son 10 yıl içerisinde benim memleketimde yapılan politikalar ve uygulamalar, yasalar Türkiye´nin bir an önce İran olma hevesine işaret ediyor.

1993´te Ankara Hipodram´da Zülfü Livaneli´nin halk konserine gitmiştik. Livaneli her zamanki gibi konserine „Hey özgürlük!“ diyerek başlamıştı. Ardından dinleyicilerin attığı sloganlar hala kulaklarımda „Burası İran olmayacak!“ O zamanlar daha çömez olan pekçok politikacı günümüzde ciddi makamlarda, kilit noktaların tek söz sahibi durumundaki isimler. Necmettin Erbakanín „Gecis kanlı mı olacak! Kansız mı?! Asıl mesele bu!“ tespiti ise şimşekleri üzerine çekmesine neden olmuştu. Galiba geçiş kısmen kanlı ama çokça da kansız bir şekilde yapıldı. Son rütuşlar ne zaman geçilecek bilinmez. Ama İran´da en cok ezilen, baskı gören, şiddete uğrayan kesim burjuvasından, ev kadınına dek tüm kesimlerinde KADINLAR!!!! Aslında kadına „üç çocuk yap, hatta dörte çıkardım!“ diyenler bile bu işin ardında yatan şiddeti alanen ortaya koyuyor. Başka örneklere ne hacet!

Üç çocuk ne demek biliyormusunuz SiZ!? İki çocuklu bir anne olarak „Ben“ biliyorum. Hemen yeri gelmişken çocuğun bu sistemde en masum varlık olduğunun altını çizmek isterim. Mesele erkek egemen sistemin kadını en zayıf noktasından yakalayıp, evlerine kapatmasında. Hangi 3 çocuklu kadın hem iş hayatını hem aile hayatını bir bedende toparlayabilir ki.. Bir kaç çoookk zengin, evde hizmetçileri dadıları olanlar HARİÇ!

Ama yine de Türkiye Psikiyatri Dernegi´nin verilerine göz atmak isterim. „Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet halen en utanç verici insan hakları ihlallerindendir. Dünya ve Türkiye`de kadınlara yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. Resmi rakamlara göre 7 yılda %1400 artış göstermiştir. Ülkemizde kadınlar, işyerinde, evinde, cezaevlerinde, hastanede, okulda kısacası yaşamın her alanında şiddete maruz kalmaktadır. Ama kadınlar en çok eşleri ya da sevgilileri tarafından ev içi şiddete maruz bırakılmaktadırlar. Kadın cinayetleri her geçen sene artmaktadır, 2011 yılının sadece Ocak ayı içinde ülkemizde 17 kadının töre ve namus nedeniyle öldürüldüğü bildirilmiştir.

Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002 yılında 66 olan kadın cinayeti, 2007 yılında 1077’ye yükselmiştir. Resmi olmayan rakamlara göre 2009 yılında 1126 kadın öldürülmüştür.“ Kadına şiddete hayır kampanyalarını şıkça duyar olduk. Sanırım bunun nedeni artan şiddet olayları olsa gerek! Şiddet bir kısır döngü. Şiddeti sadece kaba kuvvet olarak ele alsak dahi. Baba anneyi döver, anne çocukları. Çocuklar büyür, anne baba yaşlanır, çocuklar anne babayı döver. Nasil bir manzara ama. Slogan atmayacağım yazımın sonunda. Kahrolsun erkek egemen sistem, demiycem, eşitlik, özgürlük istiyoruz, demiycem. Kadına uzanan eller kırılsın demiycem…

ADAM ol! yeterli diyeceğim.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun! Devrim Ercan Bozay

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile