Rüzgarların hiddetli estiği, yağmurların şiddetli yağdığı, yazların kuru, kışların sert geçtiği bir ülke varmış. Bu ülkede Lamour isminde genç bir ressam yaşarmış. Lamour çok güzel resim yapar, harika portreler çizermiş. Ülkenin zengin insanları ona resim yaptırmak, portre çizdirmek için gelirlermiş. Güzel kızlar ve zengin kadınlar sevgililerine, kocalarına nispet genç ressamın önünde saatlerce poz vermekten hiç sıkılmazlarmış. Kimileri ılımlı bakışları, alımlı ve cüretkar pozlarıyla genç ressamın gönlüne girmeye çalışırlarmış. Ona hepsi hayran, hepsi aşıkmış fakat onun gönlünde bir tek kuşları varmış.

Göçün 50. yılı kutlamaları çerçevesinde Berlin’e gelen başbakan Recep Tayyip Erdoğan verilen gala yemeğinde bilimsel verilere de vurgu yaparak “Anadilinize sahip çıkın” söylemiyle Köln ve Düsseldorf mitinglerinden sonra Alman kamuoyunu bir daha gerdi ve şimşekleri üzerine çekti. Pekala, durum nedir ve Alman kamuoyu olaya neden bu kadar tepki göstermektedir? Göçmen çocukları bulundukları ülkenin dilini öğrenebilmeleri için önce anadillerini mi öğrenmesi gerekiyor? Bu konuda dünya genelinde bilim insanları hemfikir iken, Almanya’daki bilim insanları, özellikle de siyasiler ayrışmış durumdalar.