Herşeyden önce şunun altını önemle çizmek istiyorum. Ben dil bilimci değilim ama bir bilim insanıyım. Hani şu klasik bilim insanları vardır ya, her şeyden önce soru sormasını ve sorgulamasını bilen, söz dinlemeyen ama dinlemesini bilen, herhangi bir siyasi iradeye veya ideolijiye bağlı olmayan, zaman zaman kendi varlığını ve duruşunu bile sorgulayabilen; ha bir o kadar da dağınık olan.

Evet bilim insanıyım ama dil bilimci değilim; buna rağmen Almanya’da anadili Türkçe söz konusu olunca her nedense ”söz konusu” oluyorum. Ve bana verilen bu güven nedeniyle de son haftalarda da tüm yoğunluğuma rağmen anadil(i) için yoğunlaştım. Yoğunlaştıkça kendimi bilimsel olmayan bence “çirkin” bir tartışmanın ortasında buluverdim, “anadil” mi “anadili” mi tartışması.

Her ortamda sıkça karşılaşılan, ancak yerinde ve doğru kullanılmayan, hatta zamana ve siyasi otoritenin görüş istikametine göre değişebilen iki terim: anadil ve anadili (ayrı veya birleşik yazımı önem arz etmemekte). Belki de hiç bir terim bu denli yanlış ve yersiz kullanılmamıştır. Özellikle de Türkçenin eğitimi ve öğretimiyle ilgili makale, bildiri, yazı ve kitaplar söz konusu olunca, bu terimlerin yanlış, yersiz ve gelişigüzel kullanımı dikkatimi çekmiştir. Bu terimleri bilimsel açıdan değerlendirmeden önce gelin hep birlikte çıkış noktasına geri dönelim.

FÖTEV’in anadili kampanyası Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde tahminen 250.000 ile 286.000 Türk kökenli öğrenci eğitim görmekte ve bunlardan 50.193 öğrenci, yani yaklaşık yüzde 20’si Türkçe dersine devam etmektedir ve 363 Türkçe öğretmeni görevde bulunmaktadır. Buna karşılık İspanyol kökenli çocukların yüzde 80’nin üzerinde olan anadili derslerine katılım oranlarını karşılaştıracak olursak tablo bizim açımızdan vahimdir.

Türkçe anadiline katılım oranı Türklerde neden bu kadar düşük olmasının nedenleri her ne olursa olsun, bu konuda her iki toplumum da konuyla ilgili aydınlatılması gerekli olduğu ve bu bağlamda Türkçe için bir prestij çalışması gerektiği ortadadır. Peki bu görev kimin? Bu bağlamda elbette istisnasız tüm Türk kökenli sivil toplum kuruluşlarına ve özellikle de veli ve öğretmen derneklerine önemli bir görev düşmektedir. Kuzey Ren Vestfalya Veli Dernekleri Federasyonu (FÖTEV) bu nedenle görev bilinci içinde devreye girmiştir. FÖTEV, Türk kökenli aile ve öğrencilerin, eğitim ve uyum politikasındaki beklentilerini, endişelerini dile getirmekte, eğitim ile ilgili tüm kurumlarla, çok değişik çatı kuruluşlarıyla ve siyasi partilerle birlikte çalışmakta, ailelerin ve öğrencilerin sosyal ve siyasal katılımını teşvik etmekte ve bu yöndeki gelişmeleri de yakından takip etmektedir.

Bu bağlamda FÖTEV “21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nde” yaşadığımız toplum tarafından, özellikle de Türkçe’nin kabulu, takdiri ve daha çok desteklenmesi için, bir anadili kapmanyası başlatmıştır. Bu nedenle de “Hayatın temel taşı- Anadili” sloganıyla hazırlanan afişler, NRV Türk Öğretmenler Derneği ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği DİTİB’in desteğiyle, okul, dernek, cami vb. yerlere asılarak anadiline destek sağlanması amaçlanıyordu.

FÖTEV’in bu girişimine anadil(i)’nin “i hali” nedeniyle eyalettki Düsseldorf, Köln, Münster ve Essen Başkonsoloslukları maalesef gerekli maddi ve manevi desteği vermedi. Olay sayın büyükelçi Hüsnü Karslıoğlu’na da bizzat açıklandı; “konu inceleneceği” sözü haricinde henüz bir cevap gelmedi.

Neden çokdillilik?

Hiç şüphesiz ki çokdillilik, göçmen kökenli çocukların sosyalleşmesinde önemli ve vazgeçilmez bir unsurdur ve bu nedenle de daha fazla teşvik edilmelidir. Her ne kadar Almanca’nın yaşadığımız toplumla olan iletişimimizde ve başarılı bir eğitim için anahtar durumunda olsa da eğitim şansı eşitliği bağlamında değerlendirecek olursak eğer tek başına yeterli değildir. Göçmen kökenli insanlar, özellikle de Türkler dil eğitimi konusunda karar vermekte zorlanmaktalar. Bir taraftan hâlâ daha kimi öğretmenler tarafından “Çocuklarınıza önce Almanca öğretin” deniyor, diğer taraftan bilim insanları tam tersini söylüyor:

“Önce anadilinizi öğrenin”

Alman toplumunun çocukların sadece Almanca konusunda desteklenmeleri yönündeki beklentileri maalesef realiteyi yansıtmıyor. Genelde çokdilli bir ortamda büyüyen çocuklara anaokullarında, ve okullarda uygulanan Türkçe yasaklarıyla Almanca konuşmalarını zorlamak hayal kırıklığından öteye gidemez. Oysa dil öğreniminde diller birbirlerinden bağımsız öğrenilmiyor, ilkinde giderilmeyen eksiklikler diğerinde de eksikliklere yol açıyor. Dilbilimcilere göre anadili becerisiyle birlikte dilin temeli atılmış oluyor ve diğer diller de kolaylıkla öğrenilebiliyor. Her ne kadar anadilinin temeli aile içinde atılsa da anaokulu ve okulda desteklenmesi gerekiyor. Bu nedenle anadili Almanca olmayan çocukların her iki dilde de desteğe ihtiyaçları vardır.

Nörolojik olarak da çokdillilik pekâla mümkündür ve beyine zeka artırıcı etkisi vardır. Ancak tüm bu bilimsel gerçekler, eğitim politikacıları tarafından gerektiği gibi dikkate alınmamaktadır. Çocukların çevresel ikidilliliklerinin özel bir yeterlilik ve şans olduğu ve bu nedenle de desteklenmesi gerektiği halde, hâlâ daha sadece ikinci dilin (Almanca) ve diğer daha prestijli dillerin (İngilizce, İspanyolca) desteklenmesi gerektiğinin üzerinde durulmaktadır. Anadili mi, anadil mi? Bu ara girişten sonra tekrar asıl sorunumuza dönelim. FÖTEV’in Almanya genelinde başlatmış olduğu ve Almanca da “Muttersprache”, İngilizce’de “Mothertongue” olan bu terimin Türkçe’de “anadil” mi yoksa “anadili” mi olarak yazılması gerekmektedir?

Herşeyden önce bu konuda Almanya’da Türkçe öğretmeni yetiştiren tek kurumun (Duisburg-Essen Üniversitesi, Türkistik bölümü) başkanı emekli Prof. Dr. Emel Huber’in sözlerine bir göz atalım. "Anadili bileşiminde "ananın dili" yapısı var, bir tamlama yapısı yani, Muttersprache anlamında. Oysa "anadil", Ursprache anlamında, tamlama yapısı yok, buradaki "ana" sıfat gibi kullanılan bir sözcük oluyor; "ana haber" falan derken ki gibi. Örneğin Latince, Ispanyolca, Fransızca ve İtalyanca için bir ana dildir. Anadili - anadil terimleri, Berke Vardar öncülüğünde hazırlanan ve Türkiye'de ilk yayımlanan Dilbilim Terimleri Sözlüğü'nde 1980'li yıllarda bu şekliyle tanımlanmıştı.” Dil konusunda uzman sayılacak bir öğretmenin, Hasan Arslan’ın söylediklerine bakalım “Sizin, çok haklı olarak, üzerinde durduğunuz dil "anadil" değil, "anadili"dir. İki sözcük de bileşik sözcüktür ve beraber yazılmaları yazım kuralı olarak zorunludur. Ayrı yazılmazlar, ayrı yazmak yazım yanlışıdır. "Anadil" sıfat tamlaması, "anadili" ise isim tamlaması biçiminde bileşik sözcüklerdir. Anlamlarına gelince: Anadil; başka diller türetmiş olan dil (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1966). Anadili; insanın çocukken anasından ya da evdekilerden öğrendiği dil (Türk Dil Kurumu Yayını,1977,1983,1988; Türkçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu, Schulbuchverlag Anadolu, 1995, Faruk Çağlayan, Yeni Türk Yazım Kılavuzu, İnkilap ve Aka Kitabevleri, 1976).” Bir başka otoritenin, Prof. Dr. Mukim Sağır’ın değerlendirmesine bakalım. Ana dil ve ana dili terimlerindeki “ana” ögesinin işlevi önemlidir. Ana dil teriminde “ana” esas, temel anlamında dili niteleyen bir görev yapmakta, kimi terim sözlükleri ile Türkçe Sözlük’te terimin anlamı şöyle sıralanmaktadır.

Ana dil; Bugün ses yapısı, şekil yapısı ve anlam bakımından birbirinden az çok farklılaşmış bulunan dil ve lehçelerin, kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dil: Ana Türkçe, Ana Moğolca, Ana Altayca, Roman dillerine kaynaklık eden Latince gibi (Korkmaz 1992: 8). Belli dil öbekleri içinde toplanan ve akraba oldukları kabul edilen dillerin aslını oluşturan kaynak dil. Altay dili Türkçe, Moğolca ve Mançu-Tunguzcanın ana dili kabul edilir. Latince Roman dillerine göre bir ana dildir (Topalaoğlu 1989: 24). Başka diller türetmiş olan dil. Örneğini, Latince, Roman dilleri için ana dildir.

Başta Yakutça, Çuvaşça olmak üzere, Türk dil ve lehçeleri de başlangıcı bilinmeyen ana dilden gelmektedir (Koç 1992: 28). Bir ya da birçok dilin kaynaklandığı dil. Örneğin Latince Roman dillerine göre ana dildir (Vardar 1988: 20). Başka diller veya lehçeler türetmiş olan dil (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük 2005: 93). Ana dili terimi de kimi terim sözlükleriyle Türkçe Sözlük’te şu şekilde anlamlandırılmaktadır.

Ana dili; İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil (Korkmaz 1992: 8). Kişinin önce annesinden ve ailesinden, daha sonra da sosyal çevresinden öğrendiği, şuur altına yerleşen ve onun toplumla kendi arasındaki bağlarını oluşturan dil (Topaloğlu 1989: 24). İnsanın çocukken ailesinden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dil (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük 2005: 93). Ve son olarak mevcut Türk Dil Kurumu’nun anadil ve anadili tanımlamasına bir göz atalım. Ana dil; Kendisinden başka diller veya lehçeler türemiş olan dil.

Ana dili; çocuğun ailesinden ve içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil(TDK, Güncel Türkçe Sözlük, 2013). Devletin resmi kurumu bile anadil(i)’ni i haliyle yazmasına rağmen KRV’deki başkonsolosların FÖTEV’in anadili kampanyasına ve dolayısıyla da Türkçe’ye yazılım hatası var diyerek neden destek vermediklerini anlayan var mı? Bir bilim insanı olarak ben anlayamadım doğrusu.

Dr. Ali Sak

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile