Çok konuşmanın durumun evlilik üzerinde o kadar menfi tesiri var ki. Çok konuşmak kadar konuşmamak da benzer olumsuz etkilere neden olur. Her zaman için orta yolu bulmak gerekir. İki noktayı birleştiren en kısa çizgiye “doğru” dediğimiz gibi, iki sevgiliyi veya âşığı ya da karı-kocayı birleştiren en kısa çizgiye de “orta yol” diyoruz. Diğer yolların hepsi “dolambaçlı” yollardır. Orta yolun dili olsaydı şunu derdi: “Çok ya da az değil, öz konuşun”.

Çok konuşmak deyince maalesef akla önce kadınlar geliyor. Oysaki kadınlar kadar erkekler arasında da çok konuşma hastalığı pek fazladır. “Kadın gibi çenesi var” lafı, çenesiz erkeklerin uydurmasından başka bir şey olamaz. Nedense erkekler evlenmeden önce “ağzı var, dili yok” diye pazara sunulur, evlenir evlenmez de “ağız dalaşı” başlar. “Ağza alınmayacak laflar”la evliliğe değer kaybettirilir.

“Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa” diyen atalarımız bu söz ile konuşmanın ehemmiyetine dikkat çekmişler. “Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz” diyerek de ortaya çok güzel bir ölçü koymuşlar. “Söz gümüşse, sükût altındır” da dengeli konuşmaya dikkat çeken güzel bir söz.

Bunları hep biliriz de, iş uygulamaya gelince acze düşeriz. Çünkü bu sözlerin içini nasıl dolduracağımızın tam bilincinde değilizdir. Elimizde yeterli veriler bulunmaz. Evlenecek kızın annesi başta olmak üzere çok sevgili yakınları (?), evlendiğinde sus pus olmaması için kızı tetiklerler. “Altta kalma”, “susma”, “hakkını ara” diyerek gaza gelen genç kız, evliliğini “susmama” uğrunda kutsal bir harp olarak ilan eder. Sıralarda, akraba oturmalarında “süzülen” gelin kızımız, kocasının yanında bilenmiş bıçak gibi keskin dişleriyle tehlike saçmaya başlar.

Yeni gelinimiz bazen de yüksek hafızalı bir ses kaydedici gibi misafirlikte duyduğu her lafı eve getirir. Kayınvalide, görümce ve eltiye ait ses kaydı her zaman için diğerlerinden daha fazladır. Kocasının bu konuşmalardan rahatsız olacağını bildiği halde artan ses tonu ve titreşimle bunları kocasına iletmekten geri kalmaz.

Dedikodudan sonra beklenti ve temenniler gelir. Arkadaşının evinde gördüğü mobilya, halı, LCD televizyon, avize, yemek masası anlatılır. Nedense kitaplık, masa lambası, çalışma masası ve çocuk eğitim setlerinden hiç bahsedilmez. Geniş bir ihtiyaç listesi belirlendikten sonra mağaza isimleri peş peşe sıralanır.

Erkekle kadının konuşma miktarları arasında genellikle ters bir ilişki söz konusudur. Yani, kadının çok konuştuğu gün erkek fazla konuşmaz, erkeğin konuştuğu gün de kadın hem konuşmaz, hem de anlatılanlara karşı ilgisizdir.

Erkeğin konuşmalarının temelinde iş yerinde yaşanan tatsızlıklar vardır. Kadında olduğu gibi yüksek tonlu ya da inişli çıkışlı tonlarda değil, genellikle aynı düzeyde devam eden monoton bir ses vardır. Araya edebe mugayir sözlerin girdiği de vakidir.

Bazen de çok az konuşan karı ve kocaya rastladığımız olur. O ev bir tablo gibidir. Sessiz iletişim kurmaya çalışan iki kişi. Tabii buna iletişim derseniz. Evliliğin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen kadın erkeği, erkek de kadını çözebilmiş değildir. İki bilinmeyenli bir denklem gibi.

Dr. OKTAY SARI

 

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile