Yeri zamanı hiç belli olmaz. Ansızın bir koku yakalar beni. İşte derim işte…  bu!

Bir büyü gibi sarar ve ele geçirir… Geçmişe, çocukluk dünyama dair kokulardır bunlar. Kimi zaman annemin kimi zaman teyzemin cumbalı evinin mutfağından alt kattaki taşğa (avluya) oradan da beş taş oynadığımız çıkmaz sokağa yayılır… Sokakta güvenle oynamamız için bize eşlik eden,  çocuk dünyamıza güvenle kurulmamızı sağlayan enfes yemek kokularıdır bunlar… O nedenle yemek kokularından öcüden korkar gibi korkan insanları da mutfağa girmeyen ebeveynleri de hiç anlamam… Evimi arada kurabiye kokuları hatta hafif bir sarımsak aromasıyla sarmalamak isterim. İçim ısınır…

Sabah 06.30. Cep telefonunun alarmı ortalığı inletiyor. Bu ısrarlı çalışları birinin susturması lazım. Masadaki telefonun zilini kapamak için isteksiz kalkıyorum. Telefonun alarmını susturup sıcak yatağıma tekrar dönüyorum. 

Yorganı kafama çekiyorum. Birkaç dakika fazladan uyku için çok şeyi feda edebilirim.
Ama işte, üç dakika için uykuya dalan gözlerim kıpır kıpır bir parçayla açılmaya zorlanıyor yine. Bu defa kızımın telefonu. Telefonun saati Rihanna’nyla gümbür gümbür… ortalığı inletiyor. Büyük bir kuvvetle itekliyorum kendimi hole doğru. Rihanna’nın sesini kesip birkaç dakika daha uyku istiyorum.