Yeri zamanı hiç belli olmaz. Ansızın bir koku yakalar beni. İşte derim işte…  bu!

Bir büyü gibi sarar ve ele geçirir… Geçmişe, çocukluk dünyama dair kokulardır bunlar. Kimi zaman annemin kimi zaman teyzemin cumbalı evinin mutfağından alt kattaki taşğa (avluya) oradan da beş taş oynadığımız çıkmaz sokağa yayılır… Sokakta güvenle oynamamız için bize eşlik eden,  çocuk dünyamıza güvenle kurulmamızı sağlayan enfes yemek kokularıdır bunlar… O nedenle yemek kokularından öcüden korkar gibi korkan insanları da mutfağa girmeyen ebeveynleri de hiç anlamam… Evimi arada kurabiye kokuları hatta hafif bir sarımsak aromasıyla sarmalamak isterim. İçim ısınır…

Geçtiğimiz günlerde kızımla Samatya’nın tarihi sokaklarında küçük bir geziye çıktığımızda da yakaladı bu koku beni… Enfes bir rahiya sinmişti sokağa… Tek katlı, eski, miniminnacık, şirin mi şirin bir evin sokağa yaydığı koku yeni fırına sürülmüş bir karnıyarık kokusuydu. Kıymanın girdiği pek çok yemeğe burun kıvırsam da karnıyarık’ın yeri ayrıydı çocuk dünyamda… Obur bir çocuk olmadığım için ancak bir tane yiyebildiğim bu kayıkımsı yemeğin kokusunu ne vakit duysam ‘her şey’ yolunda demekti.

Kızıma ‘akşam ne yemek yiyeceğimizi sokakta sek sek oynarken bilirdik’ dedim. Benim telaşlı-çocuksu heyecanıma tatlı-buruk bir gülümsemeyle yanıt verdi… ‘Seni anlıyorum’ diyordu sanki…  ‘Acı’nı anlıyorum der gibiydi… Bu yaşta çocuk olmamın imkansızlığı üzerine buruk-bilmiş bir gülümsemeydi onunki… Oysa ben kokuyu aldığım için çocuksu bir sevinçle kızımla el ele tutuşmuştum…

İstanbul’da çığ gibi büyüyen çok katlı bir örnek sitelerde yaşayan akrabaları ziyaretten fazlasıyla sıkılmış anne-kız olarak Samatya’ya yaptığımız gezi masal tadındaydı… Üstüne bir de sokağa yayılan o enfes koku eşlik etmişti bize… Her yeni sokakta ayakta kalmış ‘ben buradayım’ diyen eski evlere rastlamıştık. Tek katlı evlerin pencerelerine asılmış dantel perdeler, kokular gerçek, biz şaşkındık… Bir masalın içine düşştük adeta…

Kokular eşliğinde, kimi terk edilmiş kiliseler, Arnavut kaldırımlı sokaklarda kapı önlerinde sohbet eden kadınlar gördük… Çocukluğumun Samatyası geçmişimle yüzleşmem için dimdik ayaktaydı. Kilise’nin karşısındaki postane yerli yerinde, Samatya balıkçıları aynı sakinlikteydi. Balıkçılara inen sokaktaki iki katlı, her biri ayrı renkteki evler bir film platosunu andırıyordu. Annemin mutfağından yayılan karnıyarığın kokusu Samatya’nın sokaklarında bana ‘bir işaret’ gibi asılı kalmıştı. Bunca hızlı değişime ayak uydurmaya çalışırken ha bire tökezlememiz mana bulmuştu sanki. Koşmadan, koşturmadan evimize döndük…

Kızımla mutfaktaki boş saksılarımıza, sevdiğimiz kokulardan, (fesleğen, kekik, reyhan) ektik… Karnıyarık tepsisini fırına sürdük…

 

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile