Öyle bir meslek ki bu meslek. Hem hayatın boyunca tatildeymişsin gibi hem de kendine ayıracak beş dakika vaktin yok. İşin kötüsü ağız tadıyla bir depresyona bile giremiyorsun. Tam hastalandım ay öldüm bittim havasında ense yapacak oluyorsun, televizyonda bir haber. Hangi ara ne zaman açarsın bilgisayarı ne zaman oturursun klavyenin başına hangi ara enterlar gönderirsin bilemezsin.

'Bir bakarsın akşam olmuş güneş nedir görmeden

Deli gönül âşık olmuş sevgi nedir bilmeden

Ah bu halim can bu halim hep senin yüzünden

Uzağıma düştün ama düşmedin gözümden' diye başlar o şarkı. Gidenin ardından sevenin ağıdıdır. Kalanın gidene son vedasıdır, Mendil sallamasıdır. Kalanın gidenle beslediği son umut kırıntılarıdır. Kalanın gidene özlemi, haykırışı belki de yalvarışıdır.

Haddini bilmeli insan. Bir şey isterken, ümit ederken hayal kurarken, beklerken... Ama en çok da severken... Çünkü sevmek istemektir. Sevmek sevdiğinin gönlünde yer etme umudu, arzusu, hayali ve beklentisidir. İşte bu yüzden en çok da severken haddini bilmeli.

Umudunu kaybeden insana hiçbir şey sunamazsanız. O tüm alıcılara gözünü kulağını kapamıştır ve hiçbir şekilde ona ulaşmanız mümkün değildir artık. Umudunu kaybeden insanın dünya yansa umurunda değildir. Onun dünyası umutları ile birlikte kaybolup gitmiştir fezanın derinliklerinde ve bir kara deliğin büyüsünde yok olmuştur zahirde.

Sen hiç hayatında hata yapmadın mı? Bir düşün, bırak başkalarını, kendini affedemediğin hiçbir günah da mı yok hayatında? Vicdan azabını hiç tatmadın mı, çok mu mükemmelsin?..

Bir çocuk arsızlığıyla yaklaşmalı hayata. Canın çok yansa da, gözyaşlarını bir çocuk vakarıyla tutabilmeli, içindeki acıyı çocuk saflığında kine dönüştürüp, sana vuranın gözünün içine baka baka haykırabilmeli.