Aslında herşey sakin, asayiş berkemaldi ve sadece annem mutfakta kahvaltıyı hazırlarken televizyon izliyordu. Buna alışana kadar epey sıçramışlığım vardır. Sonra zamanla bu durumu kanıksamaya; hangi saatte, hangi kanalda, hangi kadın programlarının olduğunu öğrenmeye başladım. 

Ayrılıklar hep acı verir... Hele ki dönüşü yoksa.

Kırk bir sene boyunca çok acılar, çok kayıplar ve ölümler yaşadım.Hepsinin acısı yüreğimde silinemeyecek izler bıraktı ve ben hiçbir acımın yerini bir başka değerle dolduramadım. Geçmişe özlemim her geçen gün artıyor. Babamı, dayılarımı, teyzemi özlüyorum. Zeytinimi özlüyorum. Sabahları dörde böldüğümüz ekmeği, ızgarada kızartıp, üstüne tereyağı sürdüğümüz ve yumurtayı, sucuğu katık ettiğimiz o çıtır çıtır ekmeği özlüyorum. Kuzenlerimle birbirimizi kızdırıp, gıcıklık yaptığımız o günlerimi özlüyorum. Ben özlemlerimle yaşamaya çalışıyorum. Ama çok zorlanıyorum.

Dokuz sene süren mücadelem sonunda 2006 yılının başlarında başarıya ulaşmış ve Almanya'dan Türkiye'nin herhangi bir şehrine yerleşebilmek için, eşimi ikna edebilmiştim..
Mayıs ayında taşınma hazırlıklarına başladık. Nakliye için tır ayarlanmış, bütün gerekli olan işlemleri tamamlamıştık bile. Sadece önümüzde iki ay gibi beklemesi uzun ama toparlanmak için kısa bir süre kalmıştı. Muğla’nın Datça ilçesine gidecek bundan sonraki yaşantımızı iki oğlum ve eşim ile beraber orada sürdürecektik. Hatta oradaki eş dost aracılığı ile bir ev de kiralamıştık. Büyük oğlum ikinci sınıfa, küçük oğlum da birinci sınıfa gideceklerdi. Bir yandan burada yapılması gereken son işleri hallederken diğer yandan da eşyalarımızı artık kolilere yerleştirmeye başlamıştık bile.