Sabahtan beri kendimi yendim, ailemle çelişmekten tek bir satır yazamadım. Çıldırmaya ramak kaldı. Sabahın köründe (cumartesi olduğunu hatırlatırım) kalkıp pcyi açtım. Niyeti bozdum, tüm gün çalışacağım. Hatta, bunun için kahvaltıyı bile erkenden hazırladım. Yenip içilsin, iş bitsin, rahat edeyim diye.

Odanın içini o garip hava kaplamıştı yine. Eşyalar daha bir donuklaşıyor, renkler giderek özünü kaybediyordu. Yükselen tiz erkek sesi televizyondaki spikerle yarışıyordu adeta. Bir el darbesiyle onun da sesi kesildi ve televizyon da bu sessizliğin bir parçası oluverdi.

 Bir mangalın etrafında çoluk–çocuk, dede-nine-torun bir battaniye altına girerek çevrelenir, eşsiz efsaneler, kömür ateşinin sıcaklığında hafızalara nakşolunurdu. Her gece başka dünyaların kahramanları olarak, bambaşka alemlere dalınırdı. Mangal üzerinde keyifle pişirilen kahveler aile büyüklerine ikram edilir, pestiller, cevizli sucuklar, yemişler, fındıklar, cılız bir mum ışığının ya da gaz ocağının aydınlattığı soğuk kış gecelerinde büyük bir keyifle yenilirdi.

Çok daha önemli ve ciddi bir konuyu kaleme almış olduğum halde, gerekli prosedürü bitirememiş olmamdan mütevellit ve biraz da gazeteden kovulma endişesiyle, “ne yapayım, ne yazayım?” diye düşünürken, aklıma bir anımı anlatmak geldi.

Bilmem ne kadar doğru olur, ama ben bu anımı her anımsadığımda kahkahalarla güldüğümden ve bu günlerde en çok da gülmeye ihtiyaç duyduğumuzdan (kıyamet senaryoları, şehit haberleri, ekonomik çıkmaz, kara kış vesaire), hoşgörünüze sığınarak yazıyorum efendim.

Yazardan Not: Yazarken büyük keyif aldığım bu yazıyı, lütfen Sibel Can’ın şarkısını dinleyerek okuyunuz.

Heeeeyttt açılın, savulun, kaçılın, işte yine delirdim, delirdim. Yine başımda kavak yelleri, bacayı sardı yar’in alevleri...

Yine doldum taşıyorum, açtım bangır bangır müziği, deşarj olmam lazım. Efendim deşarj olmak için gerekli malzemeler;

Bizim çocukluğumuzda iyiler ve kötüler vardı. Videolar hayatımızdaydı. Erol Taş kötüydü, Coşkun Göğen kötüydü, Nuri Alço, Eray Özbal kötüydü. Çocuklar elma şekeriyle, kızlar ilaçlı gazozlarla kandırılıyordu. Yani elma şekerinden ve gazozdan uzak durduğunuz sürece mesele yoktu. Ahu Tuğba, Banu Alkan, Serpil Çakmaklı yanlış kadın karakterleriydi. Onlar gibi süse, püse, içkiye, erkeğe düşkün olmadıktan sonra mesele yoktu. Mem-u Zin’de Şeytan Beko vardı, Ferdi Tayfur’la Oya Aydoğan’ın arasına Hakan Taşdemir girerdi. Kötü adamlar olmasa, iyilerle dünya çok güzeldi.