Haddini bilmeli insan. Bir şey isterken, ümit ederken hayal kurarken, beklerken... Ama en çok da severken... Çünkü sevmek istemektir. Sevmek sevdiğinin gönlünde yer etme umudu, arzusu, hayali ve beklentisidir. İşte bu yüzden en çok da severken haddini bilmeli.

Çünkü haddini bilmeden sevenler, sonunda haddini öğrenmek zorunda kalabilir. Onuru kırılabilir, gücü tükenebilir, reddedilmek ihtimali bir yana sevdiğini bir daha hiç görememek dehlizine yuvarlanabilir. Sevdiğini görememek, sesini duyamamak, yüzüne bakamamak...

Acı bir şey. Yanlış insanı sevmek... Binbir çıkmaz; sevilememe korkusu, özlemin acısı, gönül istedikçe çaresizlik sancıları ve inadına her şeyin onu çağrıştırması. Herkesin ona benzemesi, herkeste ondan bir şeyler akıp gelmesi...

Bazı şeylere erken başlamanın bedeli, yeni geleceklere geç kalmak sanırım. Eskilerin kalıntıları veya etiketleri sıradan bir birey olarak aşılamaz engeller olarak kalıyor çoğu zaman. Çevre insanın o kadar üzerine çıkabiliyor ki, yazısız kurallar, görünmez engeller önce otokontrol olarak, sonra toplumsal bir yaptırım olarak karşımıza çıkabiliyor. Ne diyorduk? Ha evet haddini bilmeli insan. İşte bu had nedir, haddin sınırı neye göre çizilir bunu başta toplumun en küçük yapı taşı aile, sonra arkadaş çevresi, akrabalar, eş dost, falan filan belirliyor ne yazık ki. Farkındaysanız, kişinin kendisi diyemiyorum. Kişi bunların çerçevesinde kendini sınırlandırıyor çünkü... Sosyolojinin ilk öğretilerinden biridir, gittiğin yerde herkesin bir gözü körse, sen de gözünü kör edeceksin. Acı ama realite bu. Yoksa o toplum iki gözünü birden oymaya kalkabilir. Tek gözü kurtarmak adına birini feda etmek zorundasın, yoksa akıbet sınırsız bir karanlık.

Neslihan Sultan Pala

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile