Sevdiğimi,bilmediğim bir yere göndermemin üzerinden tam üç ay 3 gün geçti...  Nerede, nasıl, ne yapıyor bilmiyorum ama beni izlediğini hissediyorum.

O bazen bir ışık, bazen bir yıldız, bazen bir yağmur damlası, bazen bir kelebek ya da uğur böceği, bazen bir kuşun sesi oluveriyor. Kimi zaman rüzgar olup tüylerimi ürpertiyor, kimi zaman hiç göremeyeceğim bir manzara, kimi zaman kitabın satırlarına gizlenmiş bir kelime  oluyor. Oluyor da oluyor işte. Başka olamayacağı pek çok şeyin yanında bunlar oluveriyor.

 

Bense yaşamın bir günde nasıl değişip başka bir yöne çevrildiğinin izleyicisi oluveriyorum... Nereye çarpayacağı belli olmayan ışığın etrafında dönen pervaneler gibi... Çarpmamak için çaba harcıyorum, eninde sonunda çarpacağımı bilerek...

Konuştuğumda, güldüğümde, onun bana cevabı geliveriyor kulaklarıma, sonra da gülüşü... Hayatla dalga geçişi, beni güldürüşü... Gittiğine inanmak o kadar zor ki... Hiç anlamı olmadığını düşündüğün halde bir yaşam kurmak da...

İstanbul’da yokluğuna dayanamadım işte... Nereye savrulduğumu bilemeden geldiğim Gökçeada’yım... Bizim emeklilik hayalimizdi küçük bir yere yerleşmek. Ben şimdi o küçücük yerdeyim. Tutunmak için hayata, bir dal arıyorum... Bulur muyum, bunu bilmiyorum, ama kendimle ve onunla yüzleşiyorum sakinlikte...

Mesela Eski Bademli’deki ulu çınar ağacına anlatıyorum SEVDİĞİMİ... AŞKIMI... NEFESİMİ... Ona soruyorum sorularıma cevap veremese de ağır cüssesiyle bana nasıl yıllara meydan okuduğunu gösteriyor mesela. Sonra bunları halen görebildiğimi görüp kendime şaşırıyorum. Terkedilmiş Rum evlerindeki yaşanmışlıklar, benden başka herkesin bir hikayesi de olduğunu anlatıyor bana. Kendine tüm bu yaşanmışlıklardan sonra hayatlar kuranların hikayelerini dinliyorum. Bu duygularla yalnız olmadığımı anlıyorum... Burcu’nun bizi yaşamına kattığı o güzel ve sakin evinde toprakla uğraşmayı öğreniyorum...  Kimsenin ayak basmadığı kendini çölde serap görürmüş gibi hissettiğin alabildiğince uzun kumsalda kumlara ayak izlerimi bırakıyorum, sevdiğim beni bulsun diye... Bulacağından eminim...

En güzeli de ben buradayken sevdiğim hiç gitmemiş gibi... İstanbul’da yaşamına devam ediyor ve ben oraya gittiğimde tekrar yanında olabileceğim... Hayali bile güzel, acın bir an olsun beni bırakmazken... Ve yağmur gittiğin günkü gibi yağıyor burada da...

 

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile