Okullar tatil oldu, çocuklar dinleniyorlar, geziyorlar, oynuyorlar. Anne babalar da, çocukları gibi rahatlasalar ya biraz. Yok, "hangi okul daha iyi, çocuğumu oraya nasıl sokabilirim" diye kafa patlatıyorlar şimdi de. Benim küçük yeğenim ana sınıfını bitirdi, ablam iş arkadaşlarının hepsiyle tek tek konuşuyor, "onlar hangi okula yolluyorlar, hangisi iyi?" diye. Ne çok anne baba var böyle.

Yirmi gündür yaşananlar…

Neden oldu, nasıl buraya gelindi? Bundan sonra neler yapılması lazım, nasıl davranmak gerek? Bunları düşünmek, ciddiyetle irdelemek lazım…

Bu yapılmaya başlandı, yapılmaya devam edilecek…

Taksim, günlerdir yakılan, yıkılan, sisler, dumanlar içinde bırakılan Taksim…

“Gezi Parkı’ndaki ağaçlar kesilmesin, şehrin ortasındaki bu doğa parçası elimizden alınmasın, yerine tarihin sadece bir kesimin unutamadığı bir kesitini hortlatmak amacıyla yapılacak Topçu Kışlası yapılmasın, Avm yapılmasın, zaten bir sürü, bir sürü Avm var” diye haklı bir şekilde yapılan barışçı protesto ne hale getirildi hükümet tarafından.

 İki haftadır televizyon reklamlarında, son hız, anneler günü teması işlendi durdu yine. Hiç durmadan, “şunu alın, bunu alın, tüketin, tüketin” çığlıkları atıldı. “Annenizin kalbine giden yol, şu markadan geçer; şunu şunu alın annenize sevginizi gösterin”. Tiksindiriyor insanı…

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu güzel bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışının 83. yıldönümü kutlu olsun, mutlu olsun.

Soğuktan, üşümekten, karanlık gökyüzüne bakmaktan yorulduk. Bahar gelsin artık.

Gelsin demeyle olmuyor, mevsimlerden bahar gelir, mesele o değil, onu içimizdeki baharla kucaklaştırmak gerekiyor. Yoksa bahar gelmiş neyime durumu…