"Bugüüün bayraaammmm, erken kalkın çocuklar. Elimizde taze kır çiçekleri. Üzmeyelim bugün annemizi…"

Üzmeyeceğim bir annem yok, şarkıdaki kır çiçeklerini de, ancak getirip kabrine bırakabiliyorum anneciğimin…

Bayramla ilgili sohbetlerde hep ne denir? Nerede o eski bayramlar...Her yaştan insan bunu der…70li yaşlarını sürenler, 50’sini devirenler. Otuzunun sonundakiler…

“Teyze bu ne?” “Onun adı ben, canım”. “Hayır o sen değilsin, o annemmiş!” Neee???

5 buçuk yaşındaki yeğenimle diyaloğumuz şöyle devam etti,” annem öyle dedi, o annemmiş.” Bunu derken, kolundaki bir beni gösteriyordu bana :) Ne bilsin çocuk, cildimizdeki bazı minik lekelerin ben diye adlandırıldığını…

Bir okul arkadaşım annesini kaybetti. Başı sağolsun…

Kendi kaybımdan dolayı, tahmin edebiliyorum, şimdi onun neler hissettiğini…

Anneyi kaybetmek, başka hiçbir kayba benzemiyor.

Sana kendi bedeninden hayat veren, artık bu dünyada değil; yok, olmayacak bir daha.

Yüreğinin kanadığını hissediyorsun; kocaman bir el gelmiş, yüreğinin yarısını söküp almış. Öylece kalakalmışsın.

“Söğütler boyun eğende, sene men yarim deyende. Sanaram dünya menimdir, gözüme gözün deyende…”

Senin varlığın birine başka şarkılar söyletirken, sen başka biri için şarkılar dinlersin. Hayat bu, hayat böyle.

Elde değil ki. Elde değil, gönülde…

İyi ki de gönülde.