21
Oca

İnsan aynı gün içinde çok mutlu hissedebiliyor, birden her şey anlamsız da gelebiliyor. Ben mesela, bir bakmışsın ortada Polyanna’nın İstanbul şubesi gibi geziniyorum, bir dahaki bakışında Karadeniz’de batmış gemilerimin başında bulabilirsin beni, kafamda kara yağmur bulutlarıyla.

Ağzımdan kerpetenle lafın çıktığı bir günü akşamında kendimi ortalara atıp stand up yapasım gelebilir bazen.

Hayat bu, takvimde veya saatte durduğu gibi durmuyor zaman, bazen fena çarpıyor adamı, bazen de pamuklara sarılmışsın gibi hissettiriyor.

Ama, herşeyiyle seviyorum ben bu tuhaf şeyi, yani yaşamayı. Yaralar, bereler, sevinçler keyifler, koca koca yorgunlukların ardındaki minicik teselliler. Kayıplar, kazançlar, gidenler ve gelenler, gelmeyenler, gelemeyecekler, gelmesi hayal edilenler ve hayal bile edilemeyecek kadar uzaktakiler.

Hayat bu işte, geçmişimizle geleceğimiz arasında duran ve bize dağlar kadar büyük ve aşılmaz gelen, yaşadığımız an. Öylesine büyük cömertlik ve aymazlıkla harcıyoruz ki onu, bir yandan ardımıza dönüp dönüp üzüntüyle, öte yandan önümüzdeki boşluğa endişeyle bakarken…

Anlayabildiklerim, anlayamadıklarım, bazen biraz geç düşen jetonlar veya anlamazlıktan gelip sonunda kabul etmek zorunda kaldıklarım…

Hayat bu, aslı siyah beyaz, ortasında bizim gördüğümüz veya hayal ettiğimiz bir sürü diğer renk. Bütün renkleriyle teşekkür ederim hayata.

Hayat; ağlamakla gülmek, kalmakla gitmek, yaşamakla ölmek arasında bir şey…

İyi ki doğmuşum, her şey için şükürler ve teşekkürler…

Selen Genç

İletişimci, Adli Bilimler Uzmanı (M.A)

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile