Ben küçükken bir şarkı vardı... 'İlk öğretmenin kim senin, kim öğretti alfabeyi' diye başlayan. Hoşuma giderdi. Çocuklarım olunca onlara iyi birer anne olmak için çabaladım durdum. Okul hayatında zorluk çekmemeleri için evde elimden geleni yaptım. İkisi de okullarında çok başarılı. Üçüncüsü de onların yolunda ilerliyor. Hayat sadece okul değil diyerek onları sosyal alanlara da yönlendirmek için uğraştım. Yap-boz, maket, satranç, basketbol diye gidiyor aktiviteler. Sıkılmadıkları tek şey bilgisayar tabii. Bense mümkün olduğunca yasak koymadan bilgisayardan uzak tutmaya çalışıyorum. Kitap okumayı çok sevdiğim için onlara da aşıladım. Çok kitap okuyorlar. En çok kitap okuyanlar olarak madalyalar alıyorlar. Her şey iyi gidiyor sanki...

Ama hata yapmaktan da korkuyorum. Ya onları yetiştirirken hata yaparsam? Ne kadar zor anne olmak. Sadece beden sağlığı değil ruh sağlığını da düşün. Hayata hazırla. Kendi ayakları üzerinde durmalarını sağla. Ben mi abartıyorum. Geçen gün bir yazı okudum. Öğretmeni, anneye çocuğun eğitimi için evde neler yapmaları gerektiğini anlatmış. Annenin tepkisi, 'Ben anneyim siz öğretmensiniz. Siz eğiteceksiniz. Ben annelik yapacağım'

Yazıyı dikkatle okudum. Yorumlara baktım. Kendimce değerlendirdim. Bana uymuyor. Ben anneyim. Oğullarımla oynayacağım. Onları seveceğim. Onları doyuracağım. Onları yetiştireceğim. Kişiliklerinin gelişmesine, ayaklarının üzerinde durmasına destek olacağım. Ama giderek artan nüfusu, işsizliği, okul bitirmiş ama boşta gezenleri gördükçe çocuklarımın gelecekleri için de çaba harcamalıyım.

Türkiye'ye resmi rakamlara göre 1 milyon 600 Suriyeli gelmiş. 40 bin çocukları olmuş. Bunlar resmi rakam. Bir de gayri resmisi var bunun. Gelen diğer mültecileri yazmıyorum bile. Bu çocuklar için yeterli iyi okul yok. Yeterli iş imkanı yok. Mutlu oldukları işi yapsınlar ama bir meslek sahibi de olmaları lazım. Türkiye'de doğan bir çocuk için bunun yolu ne yazık ki yaşıtlarını geride bırakmaktan geçiyor. Yaşıtından daha iyi olacak ki iyi bir okula girebilsin. Çocukları yarış atı yapma uyarısı yapılıyor. İyi de burada sürekli değişen bir eğitim sistemi içerisinde, yarın ne olacağını bilmeden çocuk yetiştiriyoruz.

Okuldakiler bile bir yıl sonrasında nasıl bir sistem ile çocukların hangi okula gideceği konusunda bilgi sahibi değilken ben nasıl tutup da 'Ben anneyim. Öğretmek benim işim değil' diyerek kenara çekilebilirim. Hem de nasıl öğretmeliyim bir bilseniz. Çocuk sistemsiz eğitim camiası içinde kaybolup gitmemeli. Birçok sorunla boğuşan öğretmenler ile işbirliği yaparak çocuk eğitiyorum ben. Gidip öğretmenleri ile tek tek konuşuyorum. Fikirlerini alıyorum. Birlikte eğitiyoruz oğullarımı. Bu sistemde başka çarem var mı? Arkadaşlarının anneleri soruyorlar, 'Çocuklar nasıl böyle başarılı diye?' Üçlü sac ayak olmalı. Çocuğun içinden gelecek, öğretmeni ilgilenecek, aile destek olacak... Başka türlüsü mümkün değil. Ben kendimi çocuklarımın ilk öğretmeni olarak gördüm. Bu görevi kendi kendime anneliğin yanına ekledim. Onların bana ihtiyacı kalmayana kadar da devam edecek. İyi bir öğretmene denk gelenlerin hayatı değişir bence.

Yıllar önce Çağlayancerit'te sınıf öğretmenliği yaparken bir öğrenci için beni uyarmıştı öğretmen arkadaş. 'Dikkat et çantanı ortalıkta bırakma. Paranı çalar' Ben ilk iş olarak cüzi bir miktar para bıraktığım çantamı o çocuğa emanet ettim her teneffüs. Sınıfımızda o sene hiçbir şey çalınmadı. Bir öğrencinin kalemi kaybolunca bulana kadar deliye döndü o öğrencim. Önce Başöğretmenim Atatürk'ün sonra kendimin sonra da tüm öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun.

Paylaşmak ister misin?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn

Güvenlik kodu
Yenile